ÇAYIR MERA VE YEM BİTKİLERİ TOHUMCULUĞUMUZ ALARM VERİYOR!

18 Haziran 2017, 12:28

ÇAYIR MERA VE YEM BİTKİLERİ TOHUMCULUĞUMUZ ALARM VERİYOR!

Çayır Mera ve Yem Bitkisi (ÇMYB) tohumculuğu konusunda ilgili Çalışma Grubu tarafından yapılan değerlendirmede, bu sektörün hayvancılık ile olan yakın ilişkisi ve iki sektörün birbirine olan etkisi ön plana çıkmıştır.

ÇMYB tohumları değerlendirmesinin ilk bölümünde yıllara göre üretim, ithalat ve ihracat rakamları üzerinden gidilmiştir. Aşağıda yer alan Tablo 1’de görüldüğü üzere ÇMYB tohumlarının üretimi konusunda öncelikli olarak yonca, korunga, fiğ ve çim tohumu üretimi göze çarpmaktadır. Tabloda tüm türlere ait üretimlerin 2009–2010 yılları arasında düşüşe geçtiği görülmektedir. 2003–2007 yılları arasında yukarıda belirtilen dört türde yakalanan tohumluk üretimindeki yükseliş trendinin kaybedilmekte olduğu görülmektedir. Bu düşüşün sebeplerinden biri 2008 yılının sonunda meydana gelen küresel ekonomik krizdir. Fakat bu kriz tek başına ÇMYB tohumluklarının üretimindeki düşüşü açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Özellikle yem bitkisi tohumları için piyasayı dengeleyici unsurlar eksik olduğundan arz-talep dengelerindeki olağanüstü artış veya düşüşler istikrarlı üretimin önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır. Bu yüzden dalgalı bir üretim eğiliminden söz edilebilir. Korungada ise ek olarak kök boğazı çürüklüğüne sebep olan bir zararlının üretimi çok kötü yönde etkilediği belirtilmiştir.

Söz konusu ÇMYB tohumları olduğunda 2009 ithalat rakamları 2008 rakamlarından daha düşük gerçekleşmiştir. Bu düşüş temel olarak iç talebin azalmasından kaynaklanmıştır.

Tablo 2’deki rakamlar ithalat ve ihracat arasındaki açık ara farkı göstermektedir. İhracat rakamını arttırmak için kendi ıslahımızdan elde edeceğimiz dünya standartlarında rekabet edebilecek ürünlere ve bu ürünleri yine dünya pazarında rekabet edebilir kılacak bir üretim programına ihtiyacımız vardır..

Bu önemli iki konudan birincisi olan ıslahın önemi TÜBİTAK destekli Ar-Ge projeleri ile gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. İkinci önemli konu olan üretimde ise iyi niyetli çabalar olsa da henüz bir istikrardan söz etmek mümkün değildir. Örneğin çim ve çayır otu üretimi, 2007’de şimdiye kadarki en yüksek nokta olan 799 tonu gördükten sonra hızla düşüşe geçmiştir. Oysa 2007 yılına kadar üretim rakamları yıldan yıla artış göstererek devam etmiştir. Tohumculuğun gelişim süreçleri bağlamında, sektörümüzdeki bazı firmalar “ıslah et + üret + sat” seviyesinde olmalarına rağmen yerel ve uluslararası ekonomik durum ile bazı pazar koşulları, firmaları “al + sat”a doğru itmeye çalışmaktadır

.Yem bitkilerinde ihracat rakamları çim ve çayır otu tohumlarına nazaran biraz daha yüksek fakat istenilen seviyede değildir. Türkiye yem bitkileri konusunda ithalat ve üretim bir araya geldiğinde dahi kendi ihtiyacını karşılayamamaktadır. Türkiye’nin hayvan varlığına göre yıllık 40 ila 50 milyon ton kaliteli kaba yem ihtiyacı olduğu bilinmektedir. Bunun yaklaşık 35 milyon tonu çayır-mera, yem bitkileri ekilişleri, silaj ve bahçe içi otlaklarla karşılanırken geri kalan kısmı sap-saman, anız artıkları ile kapatılmaya çalışılmaktadır. Sonuç olarak hayvancılıkta maliyetlerin %60-70’ini oluşturan yem giderlerinde ağırlığı fabrika yemi ve saman oluştururken, kullanılan miktar çok az olduğu için, kaliteli kaba yem bitkileri maliyeti düşürücü etkisini gösterememektedir.

Hayvancılık Sektöründeki Krizin Derinleşmesi ve Kaliteli Kaba Yem Kullanımı Arasındaki İlişki

2010 yılının gündemi ağırlıklı olarak hayvancılık sektöründe yaşanan krizdi. Yem bitkileri sektörü ile olan doğal bağlantısından dolayı kriz sektörümüz tarafından da yakından takip edilmiştir.

Hayvancılıkla ilgili krizin bu denli derinleşmesinin ana nedenlerinden bir tanesinin, nitelik ve nicelik olarak kaba yem ihtiyacını ülke olarak karşılayamamamız olduğu söylenebilir. Yonca, korunga, fiğ, sorghum-sudanotu, mısır silajı, buğdaygil/baklagil yem bitkileri, yem şalgamı ve yem pancarını kapsayan kaliteli kaba yem, hayvancılığın gelişmiş olduğu ülkelerde sektörün güvenlik ağı, bir nevi sigortası olarak kullanılmaktadır. Bunun sebebini hayvanların günlük yaşam ihtiyacı ve 10 kg’a kadar süt veriminin sadece kaliteli yem ile karşılanabilir olması olarak açıklanabilir. Bu da kriz dönemlerinde işletmelerin kendi ürettikleri kaba yeme ağırlık vererek maliyet kontrolü sağlamalarına yardımcı olmaktadır. Fakat ülkemizde kendi kaliteli kaba yem ihtiyacını eken, üreten işletme sayısı azdır.

Ülkemizde yem bitkileri ekiliş alanı toplam ekilebilir alanların yaklaşık %7’sini oluşturmaktadır. Son yılarda ekilen alanlar içerisinde yem bitkilerinin oranının artmasına rağmen halâ tarımı gelişmiş ülkelerin sahip olduğu oranlardan oldukça düşük seviyelerdedir. Bu durum ülkemizde yem bitkilerinin öneminin tam olarak anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır. Sap ve saman ile ot ihtiyacının karşılanabileceğine dair yanlış bir besi anlayışı mevcuttur. Besleme ve doyurma arasındaki fark çiftçilerce anlaşıldıkça, yem bitkilerine verdikleri önem de artmaktadır. Çiftçiler bu farkı en çok verim rakamlarından realize edebilmektedirler. Yem bitkilerinin kullanımını artırdıkça hayvansal ürün miktarı ve kalitesi de artmaktadır. Bu doğru orantıyı ülkeler arası verim karşılaştırması tablosunda görebiliriz.

Tablo 3’deki rakamlar FAO’dan alınmış bilgilerden oluşmaktaysa da sığır karkas ağırlığı konusunda Türkiye’nin 155 kg’lık ortalaması hayvancılık sektörü ile iç içe olan kişilerce bir miktar düşük bulunmakta, bu rakamın 200-230 kg olarak ele alınmasının daha gerçekçi olacağını düşünülmektedir. Yine de 308 kg ile 200 kg arasındaki verim farkı oldukça etkileyicidir. Hayvan cinsi kadar beslenmenin de verimdeki etkisini vurgulamak gerekmektedir. İlgili birçok platformda üzerinde durulduğu üzere kaynaklar kıtlaştıkça verim daha da ön plana çıkmaktadır. Bu yüzden hayvan varlığını arttırmak kadar birimden alınacak verimi de arttırmak önemlidir. Hayvansal ürünlerde ise kaliteli kaba yem kullanımın arttırılması verim artışı için en etkin çözümdür.

Tabiatıyla üretim ve verimden bahsederken tüketimin ne doğrultuda seyredeceği büyük önem arz etmektedir. Her ne kadar bazı 2009 verilerine göre ülkemizdeki et tüketiminin kişi başı 12 kilograma kadar düştüğü ifade ediliyorsa da bu arz talep dengesizliğinin sebep olduğu aşırı fiyat artışından kaynaklanmıştır ve temennimiz alınacak önlemlerle en kısa sürede normal seviyelerine ulaşmasıdır. Diğer taraftan gelişmekte olan ülkelerdeki eğilim, gelir artışı ile birlikte et tüketiminin de artması yönünde seyretmektedir. Çin ve Brezilya bu ülkelere örnek olarak gösterilebilir. Et tüketiminin yüksek olduğu ABD veya Avrupa ülkelerinde tüketimi etkileyen temel sebeplerden bir tanesinin et fiyatlarının ulaşılabilir olmasının yanında, gelirin artması ile tüketim alışkanlığının da et tüketimi lehine değiştiği uzmanlarca belirtilmektedir.

Yandaki grafiğe baktığımızda Türkiye’nin et tüketimi konusunda büyüme kapasitesi öncelikle gelişmekte olan ülkelerin seviyesi olan 30-35 kg, daha sonra ise dünya ortalaması olan 45 kg olarak saptanabilir. Kişi başına yıllık et tüketimi Avusturalya'da 142 kg, ABD'de 1 kg, Almanya'da 82 kg, İngiltere'de 80 kg’dır. Kuşkusuz bu tüketimde en temel sebep Avrupalı ve ABD’li tüketiciler için et fiyatlarının ulaşılabilir olmasıdır. Türkiye’nin önümüzdeki 20 yıl içinde hayvansal ürünlerin potansiyel pazarlarından biri olacağı kesindir. Ama asıl soru aynı zamanda tedarikçisi de olabilecek midir? Buna şimdi karar vermeli ve istikrarlı politikalarla yolumuzu çizmeliyiz.

Bu gerçeklerin ışığı altında, ÇMYB Tohumları Çalışma Grubunun 2011 sektör değerlendirmesi de kaliteli kaba yem bitkileri ve hayvancılık üzerine yoğunlaşmıştır. Şüphesiz ki yem maliyetlerinin düşürülmesi ve verimin arttırılması hayvancılık sektörü için esastır. Bu yüzden kaliteli kaba yem üretiminin ve tüketimin 2011 yılından itibaren artırılması gerekmektedir. Ayrıca hayvan sayısının azalması ile hayvan sağlığı ve verim ön plana çıkmıştır. Verimi arttırmak ve hayvan sağlığını korumak için kaliteli kaba yem üretiminin ve ekiminin yonca, korunga, fiğ dışındaki yem bitkilerini dışarıda bırakmadan buğdaygil ve baklagil yem bitkilerinin bir bütün olarak desteklenmesi gereklidir. Yonca, korunga ve fiğ dışındaki tüm yem bitkilerinin tohumluklarına uygulanan KDV oranı %18’dir. Fakat bu ürünlerin kullanımının lüks kullanıma girmediği konusunda Bakanlık’larımız nezdinde yürütülen olumlu gelişmeler mevcuttur. 2011 yılının başka bir gündem maddesi de yem bitkilerinde fiyat istikrarı oluşturmak adına yapılacak çalışmalar olmalı diye düşünülmektedir. Bunun için hayvancılık ve yem bitkileri sektörleri bir araya gelerek ortak bir çalışma gerçekleştirebilir. Bunlara ek olarak yem bitkileri ekilişlerinin ekim alanları içindeki yüzdelik oranını nasıl arttıracağımıza dair fikir alışverişinde bulunmak için özel kuruluşlar, STK’lar, birlikler ve ilgili Bakanlıklar bir araya gelerek önemli çalışmalar başlatabilirler. TÜRKTED bu bağlamda öncülük etmek amacıyla yılın ilk yarısında bir girişimde bulunmayı planlamaktadır. Son olarak, ürünlerin kayıt altına alınması ile ilgili sorunların ivedilikle giderilmesi aksi halde bazı yem bitkilerinin 2011’den itibaren Türkiye’ye giremeyeceği sektör mensupları tarafından ısrarla ifade edilmiştir.

  Tematik Medya